• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/pages/Memleket/128087563946334?fref=ts
  • https://twitter.com/cemal_oral
  

Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° 14° 7°
Ahmet Mantaş
a_mantas@yahoo.com
EĞİTİM İŞ KOLUNDA SENDİKAL MÜCADELE
09/09/2015

 

Ne kadar zordur işsiz kalmak. Emek harcayıp üniversiteler okuyacaksın, sonra da güvenirliği toplumca tartışılan bir KPPS ile atamayı bekleyeceksin. Ülkemizde atanamayan öğretmenlerin sayısı 400 bini aşmış durumdadır. Bu sayı İzlanda’nın genel nüfusundan fazladır.

MEB’in Mayıs 2015 itibariyle açıkladığı öğretmen ihtiyacı tüm branşlar dahil 115.400 kadar. Oysa ülkemizde 80 bin ücretli öğretmen ile birlikte yaklaşık olarak 290 bin civarında tüm branşlar dahil öğretmen ihtiyacı bulunmaktadır.

Ülkemizde atanamayan öğretmen sorunu çığ gibi büyümeye devam etmektedir.

Eğitim planlaması çok önemlidir. MEB’in siyasi ve partizanca yönetilme kaygısı, torpil, kayırmacılık ve siyasi kartvizitlerle kendi yandaşlarını istedikleri yerlere atanması ile görevlendirilmelerin yapılması öncelikli olunca, Nabi Amca’nın Çiftliğine benzer bir bakanlık ortaya çıkmıştır. Uzun zamandır ülkemizde eğitimin planlanması ve yönetilmesi gerçekten tam bir beceriksizlik örneğidir.

Eski bir Milli Eğitim Bakanı; “Bakanlık çok güzel şey ama şu öğrenciler olmasa” diye bir serzenişte bulunmuştu.

İşte tamda yapılmak istenen bu öğretmen, öğrenci ve velileri yani okulları eğitimi kamu alanından çıkarıp sadece MEB’in denetiminde özel işletmelere dönüştürmektir. Yani eğitimi piyasalaştırıp, sermayenin rant sofrasına sunmaktır.

Şu anda bu proje uygulanmaya konmuştur. Özel eğitime yönelen velilere destek primi ve dershanelerin dönüştürülmesi ile ilgili “Temel Lise” projesi uygulamanın bazı parçalarıdır.

Şimdi tüm bu olumsuzluklar arasında bir öğretmen adayının KPSS denen ve sınavın güvenirliliği tartışılan engeli aşmış olduğunu düşünelim. Önce atama kurası, göreve başlama ve aday öğretmenlik süreci, sonra yine sınav, aday öğretmenlikten asil öğretmenliğe geçiş. (Kaygı ve endişe çağı)

İşte bu süreçte sınavına giren aday öğretmenlerin üzerinde, yönetimin yani siyasi amaçlarla atanmış okul müdürleri, ilçe ve il MEB’deki şube ve il müdürlerinin partizanca baskı kurduğu ve aday öğretmenlerin iliklerine kadar bu baskıyı hissettiği dönemdir.(Buradaki baskıdan kasıt hükümet yanlısı idarenin yönetimsel baskısıdır.)

Hükümetler kamu otoritesi olarak emrindeki atadıkları yöneticileri kullanarak, kendi sözünden çıkmayan, iş kollarında yandaş bir sözüm ona emekten yana meslek örgütü yarattılar. İşte bu baskılanmayı yandaş emek örgütlerine üye kazandırmak için kullanırlar.

Emeği ve emekçiyi düşündüklerinden değil, kendi yönetimsel amaçlarına, siyasi hedeflerine ulaşmak için bu gibi örgütler kullanılmaya çok müsaittirler.

13 yıllık gerici AKP hükümetinde kamu iş kolunda Memur Sen’i yaratmış ve kamu çalışanlarının büyük çoğunluğunu kontrol altın almaya çalışarak baskılamıştır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2015 yılı verilerine göre eğitim iş kolunda kurulmuş toplam 39 sendika bulunmaktadır. (Ne kadar çok değil mi?) bu sendikaların 4 tanesi (Eğitim Bir Sen, Türk Eğitim Sen, Eğitim Sen ve Eğitim İş) eğitim emekçileri tarafından tercih edilerek örgütlülüğü yüksek olan sendikalardır.

Eğitim Bir Sen 13 yıllık AKP hükümetinin baskıladığı hükümet yanlısı, emek mücadelesi ekseninden çok uzakta olan ve tamamen dinsel siyasi inanç öğeleri amacına hizmet eden, ayrıca mücadele alanı olarak da dinsel kadrolaşmayı, torpili, siyasi kayırmacılığı sendikal çalışma zanneden, emek mücadelesi ve tarihsel sendikal geçmişi bulunmayan, emeğin mücadelesini kadere bağlamış bir sarı sendikadır.(Küçümsediğimden değil, üyeleri arasında çok önemli eğitim emekçileri bulunmaktadır.) Eğitim Bir Sen’in eğitim emekçileri açısından imzaladığı toplu satış sözleşmesi nedeni ile itibar ve saygınlığını kendi üyeleri arasında bile kaybetmiştir.

Eğer AKP hükümeti gücünü tamamen tüketir ve yönetimsel kamu otoritesi baskısını kaybederse, Eğitim Bir Sen’in eğitim emekçileri tarafından hiçbir karşılığı kalmayacaktır.

Çok kısa sürede Memur Sen’e bağlı sendikalar eriyip, bir avuç sendika ağalarının elde ettikleri malvarlıklarıyla saltanat mücadelesi vereceklerdir.

Bir öğretmen, ne diye bir sendikaya üye olabilir. Özlük, ekonomik ve mesleki bazı haklar elde etmek adına örgütsel davranış göstermek içindir. Sanırım; Yani bu sebepten olmalıdır.

Tabi ki ideolojik olarak siyasal, ülküsel ve inanç bağlamında bazı değer yargılarına göre kişilerin kendisini ait olarak görmek istediği bir sendikayı tercih etmesi çok normaldir. Ama idareci olmak için, ders programının güzel olması için ve özellikle mevcut idari yönetimin yönetimsel gücüne sığınmak ayrıca olanaklarından faydalanmak için sendikalı olanların sayısı da azımsanmayacak kadar çoktur.

Kamu otoritesi hangi siyasal partinin elinde ise, o siyasal partiye yakın olarak da her iş kolunda bir sendika üye sayısı anlamında daha güçlüdür. Ama ne yazık ki emek mücadelesinden uzak ve hizmet sektöründe çalışan bir şirkete dönüşmüşlerdir.

Emekten yana sınıfsal sendika mücadelesi veren örgütlerin bazı özellikleri ve parametreleri olması gereklidir.

Tüzüğündeki kuruluş ilke ve amaçlarının dışında öncelikle mücadele birikimi ile tarihsel bir geçmişi olması gereklidir. Tarihsel birikim, bir sendikanın mücadele deneyimini sınıf öğretisi ile pekiştirerek toplumsallaştırıp kitleselleşmesine ayrıca hak alma deneyimini de pratikleştirerek örgüt karakterine kazandırır.

İkincisi mücadeleye örmek olmasıyla iş kolundaki çalışanlar tarafından kabul görmesi, eylemselliklere verilen tepkilere olan ilgi üyelik potansiyelinin yüksek olmasıdır.

İlerici, aydınlanmadan yana çağdaş, kamucu ve devrimci bir yurtsever anlayışla barıştan ve eylemsellikten yana olmalıdır.

En önemlisi ise emekten yana anti-emperyalist ve anti-faşist bir çizgi izlemesidir. Sınıfsal ve emekten yana bir sendikal hareketin sermaye karşısındaki duruşu ve mücadelesi her zaman emekçiler tarafından toplumsal karşılık bulmuş ve benimsenmiştir.

Sendikal tarihe bakıldığında Eğitim-İş ve Eğitim-Sen dışındaki hemen hemen bütün sendikaların geçmişle tarihsel bir mücadele bağı pek bulunmamaktadır.

TÖDMF( Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu), İlk-Sen, TÖS, TÖB-DER, Eğit-Der(ABC dergi çevresi), Eğitim-İş, Eğit-Sen, Eğitim-Sen…(Eğitim-İş ve Eğit-Sen 1995 yılında birleşerek Eğitim-Sen’i oluşturmuş, daha sonra 2005 yılında Eğitim-İş sendikal mücadele kaygılarından dolayı Eğitim-Sen’den ayrılarak kendi sendikal çizgisinde yürüme kararı almıştır.)

Bunun yanı sıra Türk Eğitim-Sen ve Eğitim Bir-Sen 1992 yılında kurulmuş, ancak tarihsel sendikal mücadele geçmişi bulunmayan daha önce sendikal faaliyet yürüten Eğitim-İş ve Eğitim-Sen’lilere kızan, ihbar eden, sözde sendikacılık yapmaya başlamışlardır.

Eğitim iş kolunda özellikle 1965 yılında TÖS ile birlikte günümüze değin birçok bedel ödeyerek fiili olarak yürütülen bu mücadelenin tarihsel lideri Fakir Baykurt ve arkadaşlarıdır. Bugün bile eğitimdeki sınıf mücadelesinden Fakir Baykurt’un öğretileri konuşulmakta ve örnek alınmaktadır.

Uzun bir eylemsellik sürecinden sonra az da olsa bir kazanımla sonuçlanan, son zamanlarda eğitim camiasında çok sık konuşulan nöbete ücret konusu ile ilgili Eğitim-İş’in 2012 yılından bugüne yürüttüğü ve en sonunda 2014-2015 Eğitim-Öğretim yılında diğer sendikaların üyelerinin de zorlamasıyla destek vermek zorunda kaldığı ve bu destek sonucunda zirve yapan nöbet tutmama eylemi(Ücret Yoksa, Nöbette Yok) sonunda çok az da olsa kazanımla sonuçlanmıştır.

Eğitim-İş bu eylemi başlatırken, böyle eylem mi olur?, nöbete ücret ödemezler diyen sendikal anlayışlar, şimdi kazanım elde edilince bu kazanımı kendi hanelerine yazmaya kalkıyorlar. Ama yemezler…

Bu hak kazanımı Eğitim-İş’in zaferidir. Ama bu kazanım yetersizdir. Nöbete karşılık ücret altı saat olmalıdır ve norma sayılmalıdır.

Eğitim-İş bu mücadelesine devam edecektir…

Nöbete ücret eylemini Eğitim-İş ilk olarak 2011 yılında kendi örgütü içinde görüşerek dillendirmiş ve 2012 yılında başlayarak, mücadeleyi yükseltip bu eylemi hayata geçirmiştir.

Tüm Türkiye’de ‘’Nöbet Tutma ‘’ eylemiyle ilgili sadece Eğitim-İş üyesi öğretmenler soruşturmalara maruz kalmış ve cezalar almışlardır.

Yani bedel ödeyen Eğitim-İş’tir…

Demek ki nöbete ücret olabiliyormuş, demek ki öğretmenlere meslek tarihi boyunca angarya olarak nöbet görevini hiçbir karşılık vermeden yaptırmışlar.

Nöbet tutmama eyleminin en güzel öğrettiği şey ise sendikal mücadele açısından tüm sendikaların, sınıfın talepleri için birlikte örgütsel davranış gösterdiklerinde mücadelenin kazanılmasıdır.

Bu öğretinin diğer ortak taleplerimizin kazanımında da örnek olması vazgeçilmez bir ihtiyaçtır.

Bu öğreti gelecekte eğitim iş kolunda ki tüm sendikaların rehberi olacaktır.

Hepimiz eğitim emekçisiyiz, sermayeye karşı, emperyalizme karşı, eğitimde ki sınıf mücadelemizle kazanmaya devam edeceğiz.



Paylaş | | Yorum Yaz
956 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

EĞİTİMDE VİZYONSUZLUK - 08/11/2018
Eğitim camiasının umutla, merakla beklediği ‘’Eğitimde 2023’’ vizyon belgesi açıklandı.
EĞİTİMDE MUCİZE YARATMAK - 08/10/2018
Eğitimde kaş yapalım derken, göz çıkarmayı ne kadar çok seviyoruz…
SAYGI VE BİAT - 21/06/2016
Saygı duymak ve biat etmek tutumları
SENDİKAL BEYZADELERİ - 06/06/2016
Sendikal yapılara şöyle bir rakursi yapalım, betimlemeleri kaygısal
SENDİKA // SENDİKA - 23/05/2016
Piyasacı sermayenin ağır saldırıları altında hak gasplarının hemen hemen her gün yaşandığı bir dönemdeyiz.
PARÇALARI BİRLEŞTİRİN - 16/05/2016
29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiş fakat halifelik makamı henüz kaldırılmamıştır.
1 MAYIS’TA ALANLARA - 25/04/2016
Örgütlenme modellerine baktığımızda, emek eksenine bağlı olarak sınıf temeline dayalı bir örgütlenmenin varlığından yola çıkarak, emekçileri örgütleyebildiğimizi söyleyemeyiz…
AHLAK ÇOCUKLARI KORUSUN - 13/04/2016
Toplumsal ilişkiler deformasyona uğrayınca iç yapıları nedeniyle tüm kötülükleri birer irin gibi dışa vurmaktadır.
GERİCİLİĞE KARŞI BEN DE VARIM - 25/03/2016
Toplumsal kaygılarımız, günlük yaşamımızın fiili işgaline dayalı olarak gericiliğin bir
 Devamı