• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/pages/Memleket/128087563946334?fref=ts
  • https://twitter.com/cemal_oral
  

Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° 14° 7°
Nurşen Albayrak
nur.albayrak@hotmail.com
TAKSİM GEZİ PARKI ATEŞİ SÖNMEDİ
19/06/2013

 

Merhabalar efendim,

Gezi parkı direnişi asla olmaması gereken bir günde, savaş görünümünde, mantıksız ve acımasız saldırılarla şimdilik bastırıldı. Ben orada bir süre çadırda da kalarak eylemleri destekledim. Önce izlenimlerimden ve yaşadıklarımdan bahsedeceğim:

Sosyal medyanın çok önemli olduğunu, gençlerin çok özel ve sağlam kişilikli geliştiğini, “İnsanca Bir Yaşam” savaşımının değişen koşullara uygun süreceğini elbette biliyordum.

Entrikayı, takiyeyi ve kışkırtmayı hep lanetliyordum ama doğrusu bu kadar vahşice yapılabileceğini de düşünmemiştim.

Ben 68 kuşağından kalan bir dinazorum; sevmekten, içtenlikten, hoşgörüden asla vazgeçmedim. Sosyal yaşamda her zaman yerimi aldım, yapabileceğim katkıyı verdim. Okudum, yazdım, eylemlerde ön sıralarda bulundum, eğitim verdim.

YERYÜZÜ CENNETİNİN PEŞİNDE adlı anı kitabımın son cümlesi şöyledir: “Beyazın saflığını, kırmızının başkaldırısını, siyahın hüznünü taşıyan 68 kuşağına ve bazılarının sandığı gibi pisliğe, kötülüğe asla bulaşmamış serkeş ruhlu çiçek çocuklarına selam olsun!”

İşte Taksim Gezi Parkı’ndaki direniş bana bunları anımsattı. Kafamda sorular vardı:

Toplumun dışlanmış, aşağılanmış, azarlanmış ve dolayısıyla da isyankâr, saldırgan, öfkeli grupları bir arada nasıl yaşayabilir?

Bizim yorgun savaşçı, insancıl, romantik devrimcilerimiz ve deneyimsiz, bilgisayar düşkünü gençlerimiz ne yapabilir?

Zaten direnişçilerin çiş ve tiner kokuları içinde yaşayan pis mundar, fuhuş yapan, tacizci, küfürbaz, çapulcu, çürümüş, eşkıya, anarşist, terörist olduğunu söyleyen “Faşist Polis Devleti” şiddet uygulamaya hazırlanırken nereye kadar gidilebilir?

Ama harika bir insani ortamda buldum kendimi; eldivenli gençler parasız yiyecek içecek giyecek dağıtıyor, sürekli çöp topluyor, ihtiyacımız olup olmadığını soruyordu. Siyasi sloganlar atanlar seçilmiş görevlilerce uyarılıyor ve müzik, resim, spor, yazı çalışmaları paylaşılıyordu. Revirlerde genç sağlıkçılar hizmet veriyordu. Bir yandan da bu alanı korumak için stratejiler belirleniyordu, dahiler durmadan çözümler üretiyordu.

Ve sonunda valinin “Rahat olun saldırı olmayacak” açıklamasından sonra saldırı başladı! Kuşatılan parka biber gazı verildiğinde herkes kaçacak sandım ama öyle olmadı. Provokasyona gelinmedi, aşırı uçlarda görüşe sahip olanlar bile birlikte barikat kurdular. Fanatik taraftarlar birbirlerini korumak için canlarını tehlikeye attılar. Molotoftan elleri yanan yüzleri parçalanan gençler anında tedavi edildi, yaşlılar ve sağlık sorunu olanlar kollandı. SOKAK ÇOCUKLARI SARILIP SARMALANDI. Uluslar arası destek arttı, tüm dünyada direniş kabul gördü.

Yanan yıkılan her şey anında onarıldı. Anneler devreye girdi, çocuklarına etten duvar oluşturarak destek verdi. Babalar sessizce ihtiyaçları karşıladı, yavrularıyla gurur duydu. Sanki çözüm aşaması kapıda gibiydi.

Sonunda hükümetin horozlanmaları, kabadayılık gösterileri, tehditleri yumuşadı. Yargı kararını bekleme ve referandum tartışıldı.

Hala anlamamakta ısrar edenlere DİRENİŞİN TEK NEDENİNİN AĞAÇLARIN KESİLMESİ OLMADIĞI BİLDİRİLDİ.

Gezi parkı özgürce nefes alınabilen bir alan olarak kalsın!

Yasaklar, baskılar, azarlar, şiddet, her şeyimize karışılması, insani değerlerimizin yok sayılması sona ersin!

Ölenler, yaralananlar ve tutuklananlara orantısız güç uygulayanlar cezalandırılsın!

Bölünmek yok, DİRENİŞE DEVAM!

Ne yazık ki yazımın başında belirttiğim 15 Haziran Cumartesi günü bütün bu insani isteklerin, yöneticilerin kararan yüreklerine ulaşamadığını gördük. Faşizmin en acımasız yüzü çoluk çocuk dinlemeden gaza boğdu, ilaçlı sularla yaktı, yardım eden sağlık görevlilerine de engel olarak halkını iç savaşa sürüklemek istedi.

SİZCE ŞİMDİ NE OLACAK? Benim gönlümden geçen, uluslararası desteğe de güvenerek ve tahriklere kapılmadan yasal eylemlere her yerde devam etmektir. FAŞİZM NEREDE KALICI OLABİLMİŞ Kİ?

Sonucu söyleyeyim dostum, DİRENİŞ BAŞLADIĞI GÜN KAZANILMIŞTI ZATEN!

Hoşça kalın efendim.



Paylaş | | Yorum Yaz
1582 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

KİŞİLİĞİMİZİN İLİŞKİLERİMİZE ETKİSİ - 02/03/2019
Kendinizi objektif olarak tanıyor musunuz? İnsan ilişkilerinde zorlayıcı taraflarınızı biliyor musunuz? Deneyimlerimi de ekleyerek üç temel gruptan hangisine yakın olduğumuzu ve ne gibi sıkıntılara hazır olmamız gerektiğini sorgulamak istiyorum:
İYİ HİSSETMEMİZİ SAĞLAYAN HORMONLAR - 17/11/2018
Yaşam gittikçe zorlaşıyor, maddi manevi sıkıntılar artıyor. Toplumsal olarak gittikçe geriliyoruz, zihniyet olarak ne yazık ki ortaçağ karanlığındayız.
İNSAN İLİŞKİLERİNDE DOĞRU VE YANLIŞLAR - 22/09/2018
İnsanız, hepimiz bazen özellikle duygusal konularda zorlanırız ve beynimiz kısa devre yapıverir. Ardından, korkular, panik atak, endişeler, kaygı bozuklukları, öfke patlamaları, takıntılar, depresyonlar…
YARGILAMA, ÖNYARGI ve DOĞRU ÜSLUP SORUNU - 03/04/2018
nsanları anlayıp dinlemeden eleştirme, suçlama ve önyargı oluşturarak dışlama beynimizin tuhaf özelliklerindendir. Kusurlu düşünce şemaları yani önceden edindiğimiz deneyimleri hatalı
DOĞRU ZAMAN- DOĞRU YER- DOĞRU KİŞİ MESELESİ - 13/02/2018
Ne zaman ne yapacağımızı, nerede olmamız gerektiğini, kimlere güvenebileceğimizi bilmek iyi ve mutlu hissetmemizi sağlar.
MUTLU OLMAK İÇİN NELER YAPABİLİRİZ? - 10/01/2018
Danimarka dünyanın en mutlu insanlarının yaşadığı yer, şu basit mutluluk kurallarıyla(hygge-höge felsefesi) biz de mutlu olmayı deneyebiliriz:
ÖNEMLİ ÖNYARGI ÖRNEKLERİ - 25/02/2017
Önyargılar beynimize yerleşmiş kusurlu düşünce şemalarıdır. Çoğunluğu çocukluk ve ergenlik dönemlerinde yerleşir. Saçma olduğunu bilsek bile kendimize engel olamadığımız hatalı duygu,
ŞİDDETİN KAYNAĞI VE MÜCADELE YOLLARI - 26/11/2016
Merhabalar dostum
TOPLUMSAL VE BİREYSEL OLARAK TÜKENMİŞLİK SENDROMU - 23/08/2016
Sanki gittikçe daralan bir çemberin içinde nefes almamız bile zorlaşarak yaşamak zorunda bırakılıyoruz, tükeniyoruz.
 Devamı