• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/pages/Memleket/128087563946334?fref=ts
  • https://twitter.com/cemal_oral

Hava Durumu

Ertan Tuzlu

Ertan Tuzlu
ertantuzlu@hotmail.com
KÜÇÜK ÇOCUK BÜYÜK KASABA
24/10/2019

 

Küçüktüm ya, benim için etrafımda ki her şey büyüktü. Annem. babam, tatil günlerim ve o günlerin iki katlı müstakil evi, taaa denize varan bahçesi, bahçede ki dam ve etrafında ki meyve ağaçları sonra ana toprağım Erdek'te büyüktü.

 

Her sömestr, din,-resmi bayramlar, yıl sonu tatillerini mutlaka Erdek'te geçirirdik. Bu benim için olağanüstü bir zenginlik hatta bereketli bir şölendi diyebilirim.

 

Üstelik Erdek'te heybetli mi heybetli bir dedem vardı. Boyu iki metrenin üzerinde. O'da çok büyüktü.

 

Taa Kapıdağ'dan gece gündüz demez kaza kaza kanallar açarak bahçemize su getiren güçlü bir adamdı.

 

İlk erkek torunu bendim. İlk olduğum için de özeldim.

 

Dedem bazen atının, bazen de karakaçanının her iki yanına koyduğu küfelerin gözüne yerleştirir dağda ki yeşil deniz ormanların götürürdü. Dedem, kakarkaçana bindiğinde ayakları yere değer ve onları hafifçe kaldırır öne uzatırdı. Nedense komik gelirdi o görüntü bana.

 

Muhteşem ikili olarak dedem ve ben soluğu kaynakların, pınarların çağıldadığı Apostol'da alırdık. Orada dünyanın en büyük ve lezzetli incirlerini/yemişlerini toplar, dönüşte evde incir partisi yapardık. Tabi ki herkes aşırı incir yemekten tatlı bir koma halini alıverirdi.

 

Her yer meyve ve zeytin ağaçları ile kaplıydı. Denize gitmediğimiz günler diğer çocuklarla birlikte günün büyük bir çoğunluğunu ağaç tepelerinde dalından meyveler yiyerek geçirirdik.

 

Bir de rengarenk güller vardı o bahçede. Daha küçüktü Ertan ama güller kocamandı. Bilmezdi ki dikenlerini ne zaman batırıp acıtacağını.

 

Pembe güllerden gül, kırmızı gelinciklerden gelincik şurubu yapmakla yetinmek zorundaydı Ertan çünkü o henüz küçüktü.

 

Erdek'te Seyit Gazi Tepesi'ne gelmeden bir koy vardı. Sanırım eski adı Maşatlık, yeni adı Kurbağalı olması gerek. Bağlık, bahçelik bir yer. Yeşil kara, sarı kum, masmavi bir deniz, denize akan bir dere... Hepsi de büyüktü.

 

O büyük mavilik oldum olası hep beni içine çekmiştir. Onun içindir ki; denizi olmayan memleketlerde yaşayamam.

 

Hayatımda ilk kez deniz atlarını orada gördüğümde müthiş ilgimi çekmesiyle birlikte bilinmeyen bir tedirginlik hissetmiştim. Oysa ben filmlerden, ansiklopedilerde ki çizimlerinden çok büyük olduklarını sanırdım. Meğer parmak kadarlarmış.

 

Annemin teyzesi Erdek'in köyü Urutya'ya gelin gitmiş ve yaşamını orada sürdürüyordu. Arada sırada da olsa tatilimizin bir kısmını şimdilerde bir tatil beldesi olan o köyde geçirirdik.

 

Teyze, köy meydanında ki caminin hemen arkasında ki büyük bir evde oturdu ki, babamın manifaturalarını taşıdığı Rus yapımı UAZ marka araba evin cümle girişinde ki üstü kapalı avluya rahatlıkla giriyordu.

 

 O kocaman ahşap evler ve o evlerde ki sürü sürü odalar. Kapı büyüklüğünde iki kanadı olan ahşap kapaklar çok dikkatimi çekmiş ve kanatları açtığımda oda şeklinde ki banyoyu ilk kez orada görmüştüm.

 

Yine ilk gezici sinemayı o köyde gördüm. O yıllar köy evlerinde elektrik yoktu ama jeneratörle çalışan sinemamız eksik olmazdı. Yılmaz Güney'i, Filiz Akın'ı daha da çok sevmiştim Urutya'da oynatılan o filmlerden ötürü.

 

Köyün merkezine uzak bir yerde Rumlardan kalma büyük bir yapı ben de tarif edilmez bir merak uyandırmıştı. Duvarlarında anlamadığım, yabancısı olduğum renkli resimler vardı.

 

Bir gün annem, halam ve ben köyü gezmeye karar verdik. Annem köyü gezerken bir taraftan da burada ki çocukluk anılarını anlatıyordu. Az önce bahsettiğim o büyük binanın ne olduğunu anneme sorduğumda; Rumlardan kalma terkedilmiş bir kilise olduğunu söylemişti.  Daha sonra ki yıllarda o resimler parça parça yok oldu, zaten Urutya'nın adı da Narlı olmuştu.

 

Erdek'te sepetçi çingeneler vardı. Kemal Amca ile Rezzan Teyzem'in çiftliğine gittiğimizde görürdüm onları. Apastol tarafından kasabaya doğru akan bir dere vardı yolun kenarında. Gezgin çingeneler hep su kenarlarını tercih ederlerdi konuşlanmak üzere. Merak ederdim sazlardan nasıl sepet yapıyorlar diye.

 

Annemin tüm karşı çıkmalarına rağmen onu dinlemez soluğu sepetçilerin yanında alırdım. Çeşit çeşit alacalı sepetlerin nasıl yapıldığını ilk orada tanık olmuştum. O gün dini bayramlardan biriydi ve akşam eve döndüğümde bayram harçlıklarımın cebimde olmadığını fark ettim. Herhalde onları seyretmek için oturduğum dere kenarında düşürmüştüm.

 

Bir de anneannem vardı. Koca kaynana; hiçbir iş yapmaz, oturma odasının baş köşesine kurulur ya kitap okur ya da radyo dinlerdi. Radyo o uyuyana hep açıktı ama radyo tiyatrosu Arkası Yarın'ı asla kaçırmazdı.

 

Anneannem hep otururdu dedim ya. Eh, ne de olsa ev işlerini yapacak gelin, kız, kız torunlar vardı. Çok güzel ve farklı yemekler yapmasına rağmen mutfakta görmeye alışık olmadığım anneannemi bir kez mutfakta görmüştüm. Su muhallebisi yapıyordu. Bu muhallebiyi de ilk kez görüp tadacaktım. Üzerine soğuk süt döküp, pudra şekeri ve nar taneleri serpiştirmişti.

 

Şimdi o, doksan yaşında. Daha uzun ömürler sana anneannem.

 

Kısacası ben küçüktüm, Erdek büyük.  Erdek büyük büyük hayatlar, tatlı tatlı yaşanmışlıklardı bir zamanlar.

 

Şimdilerde dört günlük Erdek tatili, çocukluk yıllarımın kasabasına götürüverdi beni ve bu ifadeler hayat buldu yazımda.

 

Not: Bu yazıyı yazdıktan iki yıl sonra anneannem vefat etti. Hani o Çanakkale'nin on gün elektriksiz kaldığı zamanlardı. İşte o kış başlangıcının ilk gününde onu toprağa verdik.

 

Artık son toprakları naşının üzerine atıyorken hava yavaş yavaş beyaz taneciklerini bırakıyordu. Oysa anneannem soğuğu hiç sevmez, hep üşürdü.



269 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÜZÜM ÇİÇEK AÇTI - 16/10/2019
Üzümün çiçek açması diye tanımlayabilirim şarabı ya da aşk öncesi yapılan bir dansın, bir ayinin başlangıcı, bir de tutku dolu aşkların ateş-i çırpınışları...
TUTKULARDAN İNTİHAR: DALIDA - 03/10/2019
Son konserini Aspendos’da 12 Eylül darbesinin baş ismi Kenan Evren’in huzurunda verdikten sonra yaşadığı ülkeye dönerek intihar eden bir şarkıcıydı.
TANGO: TUTKUNUN DANSI - 17/09/2019
Yıl 1880. Yer Arjantin. Buenos Aires'de alt sınıfların oturduğu mahallelerin kasvetli ve çamurlu sokaklarında sürekli olarak çalınan, dinlenen ve dans edilen bir müzik hiç eksik olamazdı. İşte o müzikle yapılan ve bir Arjantin dansı olan Milango, o d