• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/pages/Memleket/128087563946334?fref=ts
  • https://twitter.com/cemal_oral

Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° 14° 7°
Şuayip Odabaşı
sodabasi-57@hotmail.com
KİMİN TABELASI DAHA HAVALI?
18/10/2018

 

Eski dükkânların tabelaları.

Kimlikleri.

Eskiden tahta üstüne yazılan tabelalar.

Hep aynı standartta.

“Ben komşu dükkândan farklı değilim. Aramızda bir rekabet yok” der gibi bakışan tabelalar.

Çanakkale’de “Aynalı Çarşı’nın” olduğu caddede böyle tabelalar görmek mümkün.

Birkaç örnek verecek olursam;

“70/Öncü Ticaret/Naci Küçüköncü ve Oğlu/70”

Tahta üzerine yazılmış bir tabela. Aynı tabelanın yazıları dökülmüş, Naci Bey tabelasını kaldırmamış, tekrar yazdırmış.

Dükkânı babasından devralmış, oğlu ile çalıştırmaya devam ediyor.

Belki çağımızın gereği olan eşyalar satıyor. Çağa ayak uydurmuş. Ancak, tarihi bir geleneği de yaşatıyor.

Bir tahta parçasına yazılan tabelanın, yüklendiği anlamın değeri bence çok büyük.

Başka bir tabela daha gördüm. Esnaf arkadaş dükkânını büyütmüş, geliştirmiş. Ancak, geleneğini bozmamış. Dükkânın giriş kapısı üstüne eski tabelayı da koymayı ihmal etmemiş.

Tabelanın üstünde ayrı olarak, ”Hulusi Yılmaz” yazmakta. Dükkânın kurucusu olabilir. Babası ya da dedesi olabilir.

Tabelada ise;

 “73/Yaşam Kırtasiye/M. Sırrı Yılmaz/73” yazmakta.

Tabelaların, sağına ve soluna dükkânın numarası yazılmış.

Tabelalar havalı değil, anlamlı.

*

Eskiden Çanakkale’de bir tabela ressamı vardı.

Müthiş bir adamdı. Çanakkale’nin bütün ilçelerinde, en güzel tabelaları o yazardı.

Duvara, kapıya, pencere camına öyle bir yazardı ki, o kadar olur.

Adamın elinde bir fırça olurdu sadece. Birde yağlı boya kutusu.

Çizgi yok, hesap yok. Cetvel yok.

Bakardı şöyle bir, yazardı.

Yazdığı her yazının uygun yerlerine de çiçek resimleri oluştururdu. Ya da yapılan işle ilgili birkaç detay çizerdi.

70’li yıllarda benim iki köylüm, ”Commer” marka bir minibüs almışlardı.

Hemen çekmişler minibüsü, bu ressamın önüne. Bizim “Kommerin” önüne güzel bir yazı yaz, demişler.

Bizim ressam, ”Ne yazayım?” diye sormuş.

Birisi, “Sen bilirsin” demiş.

Ressam sözünü tekrarlamış;

”Tamam da, ne yazayım? Söyleyin.”

Yine aynı cevap ”sen bilirsin.”

Bizimkiler çekip gitmiş. Bir kaç saat sonra döndüklerinde bakmışlar ki, Kommer’in önünde “Sen Bilirsin” yazmakta.

Hem de yazının başında ve sonunu da güller demet demet.

Hâlâ gözümün önündedir o yazı. Kommer minibüsü de hayal ederim. Minibüsün birde pikap çaları vardı.

Bu Çanakkaleli ressamın(bana göre tabela yazıcısı değil) imzası, her yazının altında şöyleydi.

“Jakson”

Kimdi?

Nasıl yaşadı?

Çocukları var mı?

Yazdıklarından geriye ne kaldı?

Bilmiyorum.

*

Şimdi tabela anlayışı da değişti.

Bir standardı da yok.

Parası olan, ışıklı en güzel tabelayı çakıyor dükkânının önüne. Boydan boya, rengârenk ışıl ışıl.

Havalı mı havalı.

Bilgisayarlarla, istenilen yazı karakterin de yazıveriyorlar tabelaları. Ruhu yok günümüzde ki tabelaların.

En önemlisi, İngilizce yazılmış ne anlama geldiği belli olmayan tabelalar. Şimide Arapça istilası var tabelalarda. Gelecek on yıl içinde, “Türkçe” yazılmış bir tabela kalmayacak gibi, bir durum var.

Reklamlar çıldırdı.

Reklamlar ve tabelalar, iç içe girdi.

Bir tabela çılgınlığı yaşanmakta günümüzde.

Geceleri pırıl pırıl dükkânların önü. Albenisi olan tabelalar, alışveriş yapmak istemeyeni de kendisine çekiyor.

“Benim gibi tabelası olan dükkândan alışveriş yapılmaz mı?”sorusunu ışınlıyor tüketicilere.

“Al, al, al, al!” sesleri kulaklarımızda.

Tüketimi körükleyen çalışmalar aldı başını gidiyor.

Çılgın birer tüketici olduk.

Bir dükkân en çok hangi malı satıyorsa ya da satmaya söz vermişse, o firma getirip tabelasını asıyor dükkânın önüne. Bedava.

Ben kentlerden uzak yaşamış birisi olarak, çekiniyorum bu tabelalardan.

Bu tabelaların albenisi olsa da, beni çok çekmiyorlar kendilerine.

Benim aklım hep, eski tabelalarda takılı kalıyor.

Eski tabelası olan bir dükkâna girdiğimde, param olmasa da bir şeyler alabileceğim hissi var bende.

Tabelası ışıklı dükkânlar, bir kuruşu da istiyor insandan.

Sohbeti de yok böyle yerlerin.

Sahibi belli değil ki.

Kalbi yok.

Ruhu yok.

Tabelaları yaldızlı sadece.

Sadece havalı.

*

“Kurukahveci/İsmail Çelikel”

Bu bir dükkân tabelası.

 

Sadece kahve satılan bir yer.

“Ruhunda kırk yıllık bir hatırı” barındıran tabela.

 

Bugün;

Gidin görün dev tabelalı dükkânlarda, “kuru kahvenin kuru bir hatırı” bile yok.

Geçmişte, bizim bakkal amcamız vardı, bize şeker ikram eden.

Şimdiki çocukların dev tabelaların gölgesinde, bir bakkal amcaları olmayacak artık.

Onlara şeker ikram eden de bulunmayacak.

Sanal oldu artık herşey!

Önemli bir ayrıntı mı bu?

Ne bileyim.

Yazdım işte.



Paylaş | | Yorum Yaz
255 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

BABA! NE ZAMAN ZENGİN OLACAĞIZ? - 09/05/2019
Köylü Ereceb’in güççük oğlu sordu babasına, “Baba biz ni zaman zengin olacağız?
BİR KIZIN BİR BABAYA ATTIĞI İFTİRA - 28/04/2019
Yetmiş üç yaşına gelmişti. Kendisinin kızılcıktan yaptığı, tuttuğu kısmın uç tarafı çatallı olan sopası yine elindeydi.
SOĞAN KOKULU YÂRİM - 20/04/2019
Herkes sana bakıp çok kıskanıyor. Ağzı gözü soğan kokulu yârim.
SARI PATATES SATAN SARI ADAM - 23/03/2019
Eskiden bu trampa yaptığı ürünlere garşı, sarı patatis çok ezikmiş, hemde büzükmüş. Şimdi kıral olmuş.
ERMENEK’TE UÇAN EŞEK VE DAKTİLO - 10/03/2019
Zayıf uzun boylu, elinde birkaç kâğıt parçası ve kalem…
ÇOK OLUP ÖLSEM - 22/02/2019
Hazırlasam diyorum çantamı,
EZİNE’NİN ÇOCUKLARINA ÖLÜM BİLE AĞLADI - 10/02/2019
“Ezine’nin çocukları! Artık dönmeyecekler geri. Gözlerimizin yaşını bitiren pişmanlığımız, Af edilmeyecek.
KEŞKE CEP TELEFONU OLSAYDIM - 01/02/2019
"Cep telefonuna biraz laf atayım. Bakalım cepler bana kızacaklar mı?"
ERMENEK'TE ARAPAŞI ÇORBASINI EN İYİ BEN İÇTİM! - 26/01/2019
Şu basın bir acayip!
 Devamı