• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/pages/Memleket/128087563946334?fref=ts
  • https://twitter.com/cemal_oral
Hava Durumu
Anlık
Yarın
16° 9°

Ahmet Mantaş

Ahmet Mantaş
a_mantas@yahoo.com
EĞİTİMDE MUCİZE YARATMAK
08/10/2018

                

 Eğitimde kaş yapalım derken, göz çıkarmayı ne kadar çok seviyoruz…

18 milyon öğrenci, 1 milyon öğretmen, üniversiteler, okullar, eğitim araç ve gereçleri, eğitim teknolojileri, materyaller, kitaplar, deneyimler ve tarihsel birikimlere rağmen bir mucize yaratamıyoruz…

           Öyle yapıyoruz olmuyor, böyle yapıyoruz olmuyor. Sonuç hep başarısızlık, olmuyor, olmuyor.

            Hortumdan akan tazyikli su ile bardağı doldurmaya çalışıyoruz…

           Bazı öğretmenlerin bireysel çıkışları ile yaratılan farkındalıklar olsa da, eğitim sisteminin başı bozuk düzeni yada sistemsizliği nedeniyle sadece yerel bazlı etkilerin yaşandığı örnekler sonuçsuz kalıyor.

            İlkokullarda günde 6, haftada 30 saat ders, ortaokullarda günde 7, haftada 35 saat ders, ortaöğretim okullarında günde 8, haftada 40 saat ders, bu yetmezmiş gibi bunca ders yükünün üzerine birde kurs, etüt, özel ders, doldur doldur tazyikli su ile bardağı doldur.

            Öğrenciler için bu ders saatleri çok fazla ağır bir yük, hem de her kademedeki öğrenciler için…

            Sayısal verilere göre okulu terk eden öğrenci sayısı bakımından Türkiye dünya birincisi.

            Ders sayısı ile sınav sayılarını arttırarak başarılı olunacağını düşünen bir sistem, hangi eğitim yönetimini ve öğrenme modelini organize ederse etsin başarısızlığa mahkumdur.

            Bu sistemden başarı çıkmaz…

            İster çoklu zeka deyin, ister yapısalcı öğrenme, isterseniz öğrenci merkezli ne derseniz deyin, eğitimi bozan ve başarısızlığa uğratan temel sorun sistemin kendisidir.

            ‘Kötü öğrenci, kötü öğretmen, kötü veliler yoktur. Kötü eğitim sistemi vardır.’

            Rıfat ILGAZ bunu eğitim dünyasının gerçekliği içindeki problemler için söylemiştir.

            Özellikle eğitimi bilimsel gerçekliğinden uzaklaştırarak dogmatik bir cendereyle sarmalanmasına göz yumarsanız, bırakın eğitmeyi çocukları birer terbiye ruhbanına dönüştürürsünüz…

            Bu durum facia sonuçların doğması demektir.

            Günümüz dijital çağda, dogmatizm ile dijital dünyanın uyuşmazlığı en çok da eğitim alanında karşı karşıya gelecektir.

            Simyacı ile Kimyacı arasındaki bilimsel fark gibi.

            Kötü eğitim sisteminin ortaya çıkardığı en büyük sorunlardan birisi de ders kitaplarıdır.

            Sorun kitabın kendisi değil, içeriğidir.

            Konulardaki yanlış bilgilerle yaratılan kirlilik, gelişigüzel hazırlanmış metinler, özensizlik, yasalara ve mevzuata aykırılık, bilimsel ve yeterliliği olmayan eğitim ve öğretim programlarıyla çakışan, görsel içerikleri ile öğrenmeyi desteklemeyen, daha birçok sorun ile ders kitapları başlı başına ticari kaygı içerikli bir piyasa ürününe dönüşmektedir.

            Ders kitapları içeriğinin yetersizliği öğrenci ve velileri hatta öğretmenleri alternatiflerine yönlendirerek farklı kaynak arayışlarına itmektedir.

            Böylece bir sömürü sistemi gelişerek eğitimi kapsamaktadır. Kötü eğitim sistemleri sömürücü bir sistemdir. Öğretmenden tutunda öğrenci ve veliyi de bu sömürü sisteminin bir parçası haline getirir.

            Saygın eğitim sistemlerinde ‘doğru’ değerlidir ve katı kurallarla korunmaz…

            Kötü eğitim sistemlerinde ise ‘üç yanlış bir doğruyu götürür.’

            ‘Yanlış’’ değerli bir kavramdır, yanlış olmadan ‘doğru’ kavramı gerçekçi öğretilemez, bu işin başka tarafı, niye yanlış olan doğruyu götürür, yanlış olan cevap, doğru cevabı nasıl yok eder. Burası çok garip ve endişe vericidir.

            Bu değerlendirme metodu başlı başına bence problemli, eğitim pedagojisine aykırı hem yapısalcı öğrenme diyeceksin hem de yanlışların doğruyu götürür diyeceksin, ‘yanlış yapma’ demenin başka bir yolu olmalı.

            Bence tersini yapmalıyız. ‘Üç doğru bir yanlışı götürmeli’, biraz tersten bakmalıyız, çünkü düzden bakıyoruz olmuyor. Öğrencilerin riskleri göze almasını sağlamalıyız.

            Onlara hem  bozuk bir sistem sunacaksınız hem de doğru cevaplarını yok sayacaksınız böyle sistem olmaz…

            Eğitim de bir şeyler yapılacak ise öncelikle eğitim politikaları gözden geçirilmeli, kaliteli bir kamu eğitimi zorunlu olarak verilmelidir.

            Eğitim politikalarına paralel olarak sosyal politikalarında tüm öğrencilere eşit fırsatların sunulduğu parasız ve kaliteli öğrenmeyi garanti etmelisiniz.

            Gelişmiş olan demokratik ve sosyal ülkelerin eğitim sistemi ve sosyal politikalarını dönüştürerek dünyanın en iyi ve saygın sistemlerini oluşturdular.

            Alışagelmiş her şeyin tersini yaparak bunu başardılar.

            Öncelikle ders ve sınav sayısını, ödevleri azaltarak yaptılar.

            Sosyal eşitsizliği, eğitimdeki adaletsizliği, çocuk yoksulluğunu, temel hizmetlerin yetersizliklerini, eğitimde ki sömürü çarkını ortadan kaldırarak bunu başardılar.

            Nitelikli, bilimsel evrensel normlarda hazırladıkları ders kitapları ve kaynak kitaplarıyla öğrenmeye odaklandılar.

            Biz halen ‘üç yanlış bir doğruyu’ götürürdeyiz…

            Bizde eğitimi piyasalaştıran sistemin kendisidir.

            1940 yıllarında başlayan ve yurt çapında uygulanan ‘Köy Enstitüleri projesi’ ülkemizde uygulanmış en doğru eğitim modeliymiş ama siyasi kaygılarla bu sistemi hiç etmişiz…

Köy Enstitülerine sahip çıkamamışız…

‘Aydınlanmaya köylerden başlanmalı’ diyen projenin yaratıcıları dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile dönemin ilköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç 1940 yıllarında eğitimde büyük bir mucize yaratabilmişler.

            Cumhuriyet Devrimlerinin eğitim alanındaki en önemli kurumlarından olan ‘Köy Enstitüleri’ projesinin ‘Yücel’in Çiçekleri’ isimli filmi beyaz perdeye taşınmış, bu film mutlaka izlenilmeli.

            Yönetmenliğini Cengiz ÖZKARABEKİR’İN yaptığı bu filmin galası 24 Kasım Öğretmenler gününden bir gün öncesi, 23 Kasım 2018’de Cuma günü yapılacakmış.

            Yanlışlar mı doğruyu, yoksa doğrular mı yanlışı götürüyor. Bunu görmek için tüm öğretmenler  ve öğrenciler bu filmi mutlaka izlemeli, Türkiye tarihinde eğitimde yaratılan bu büyük mucizenin gerçekliğine tanıklık etmelidir.     

                                                                       08 Ekim 2018

                                                                    Ahmet MANTAŞ

                                                           Eğitim İş Çanakkale Şube Başkanı



Paylaş | | Yorum Yaz
381 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

EĞİTİMDE VİZYONSUZLUK - 08/11/2018
Eğitim camiasının umutla, merakla beklediği ‘’Eğitimde 2023’’ vizyon belgesi açıklandı.
SAYGI VE BİAT - 21/06/2016
Saygı duymak ve biat etmek tutumları
SENDİKAL BEYZADELERİ - 06/06/2016
Sendikal yapılara şöyle bir rakursi yapalım, betimlemeleri kaygısal
SENDİKA // SENDİKA - 23/05/2016
Piyasacı sermayenin ağır saldırıları altında hak gasplarının hemen hemen her gün yaşandığı bir dönemdeyiz.
PARÇALARI BİRLEŞTİRİN - 16/05/2016
29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiş fakat halifelik makamı henüz kaldırılmamıştır.
1 MAYIS’TA ALANLARA - 25/04/2016
Örgütlenme modellerine baktığımızda, emek eksenine bağlı olarak sınıf temeline dayalı bir örgütlenmenin varlığından yola çıkarak, emekçileri örgütleyebildiğimizi söyleyemeyiz…
AHLAK ÇOCUKLARI KORUSUN - 13/04/2016
Toplumsal ilişkiler deformasyona uğrayınca iç yapıları nedeniyle tüm kötülükleri birer irin gibi dışa vurmaktadır.
GERİCİLİĞE KARŞI BEN DE VARIM - 25/03/2016
Toplumsal kaygılarımız, günlük yaşamımızın fiili işgaline dayalı olarak gericiliğin bir
YA BAŞKANLIK YA KAOS - 14/03/2016
Mermi manyağına dönüştürüldük, toplum olarak hep beraber resmen “Rus Ruleti” oynuyoruz…
 Devamı