• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/pages/Memleket/128087563946334?fref=ts
  • https://twitter.com/cemal_oral

Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° 14° 7°

CHP Genel Başkan Yardımcısı, Çanakkale Milletvekili Av. Muharrem Erkek BirGün Pazar’a yazdı… “Türkiye’deki Kara Delik: Parti Devlet” İşte o yazı…

  

TÜRKİYE’DEKİ KARA DELİK: PARTİ DEVLET

Kara deliklerin en önemli özelliği, çok güçlü çekim kuvvetleri olması ve bu nedenle yakın mesafede bulunan her şeyi yutmasıdır. İşte parti devleti de bir kara deliktir.

 

MUHARREM ERKEK – AVUKAT, CHP HUKUK POLİTİKALARINDAN SORUMLU GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ÇANAKKALE MİLLETVEKİLİ

Geçtiğimiz günlerde heyecan dolu bir gelişme yaşandı. Varlığından haberdar olduğumuz ve yıllardır alanındaki en önemli tartışmalardan biri olan kara deliğin ilk kez fotoğrafı çekildi. Nasıl bir görüntüyle karşılaşılacağı merak konusuydu. Samanyolu Galaksisi’nin bile yanında nokta gibi kaldığı kara deliğin fotoğrafı tüm dünyayı büyüledi. Ve bu kara deliğe Hawaiili dil profesörü Larry Kimura’nın öncülüğünde Hawaii dilinde “derin, süslü karanlık oluşum” anlamına gelen “Powehi” adı verildi. İşte tam o sıralarda Türkiye’de de nefes tutulmuş, başka bir kara deliğin fotoğrafı görülüyordu: Parti devleti.

 

Bilindiği üzere 31 Mart 2019 tarihinde Türkiye, yerel yönetimleri belirlemek için sandık başına gitti ve gittiğiyle kaldı. Seçim süreci 14 gün geçmesine rağmen tamamlanamadı. Seçim sürecinin seçimden öncesi ve sonrasını kapsadığını, seçim sonuçlarının kesinleştiği zamana kadar devam ettiğini düşünürsek, İstanbul özelinde ve Türkiye genelinde takvimler hâlâ 31 Mart’ı gösteriyor. Peki, neden?

 

31 Mart gecesi, Anadolu Ajansı her zamanki görev bilinciyle Ankara, İstanbul gibi büyükşehir belediyelerinde %65-75’lerde oy oranıyla AKP’yi önde göstererek süreci başlattı. Ancak bu sefer bir anormallik vardı. Çünkü açılan sandık oranıyla AKP düşüşünde bir dengesizlik vardı. Örneğin Ankara’da her %1 sandık açıldığında Mansur Yavaş’ın oy oranı %0.1 artıyordu. Bu düşüş AKP için hayra alamet değildi ki sonuç bunu gösterdi. İşte aynı tablo İstanbul için devam ediyorken, Anadolu Ajansı görev bilincinde bir aşama daha kaydetti ve seçim sonuçlarını vermeyi durdurdu. 3 bin civarı oy oranıyla öndeyken Binali Yıldırım’ın donan ekranlara dayanarak yaptığı “kazandık” açıklaması da gerçeği gizleyemezdi. Çünkü o sıralarda İstanbul’daki 31.186 sandığın tamamının ıslak imzalı tutanakları elimizdeydi ve sisteme girilmişti. Oradaki rakamlar, Ekrem İmamoğlu’nun kazandığını gösteriyordu. Maddi hatalar düşüldükten sonra da bu tablo değişmedi. İmamoğlu kazanmıştı. Ankara, Adana, Mersin, Antalya, Kırşehir, Bolu sonuçları, İstanbul örgütünün ve İmamoğlu’nun süreci yönetmedeki başarısıyla birleşince moral motivasyon dengesi değişmişti. Bu arada YSK ne yapıyordu?

 

YSK, KARARLARININ ARKASINDA DURMADI

YSK, bir yargı organı gibi çalışır ve kararları kesindir. Verdiği kararlar, içtihat oluşturur. Hukuk devletinin egemen olduğu bir yerde, ilgili organların daha önce verilen kararlarına güvenilerek benzeri durumlar için aynı kararların alınacağı varsayılır. Ama 2017 Referandumunda verilen mühürsüz pusula skandal kararı ortadayken herkeste bir tedirginlik olması normaldi. Nitekim, tam böyle bir süreçte, YSK’nın geçmişteki aksi kararlarına rağmen İstanbul’un çoğu ilçesinde geçersiz oyların yeniden sayımı kararı alındı ve YSK da daha önce aldığı kararların arkasında dur(a)mayarak bunlara onay verdi. İşte bu nedenle tüm Türkiye İstanbul için seferber oldu.

 

Milletvekilleri kendi bölgelerindeki seçim sürecini tamamladıkça İstanbul’a koştular ve halkla birlikte seçim kurullarının önünde demokrasi nöbetinin sıra neferi oldular. Benim de içinde olduğum birkaç Genel Başkan Yardımcısı ise Genel Başkanımızla birlikte Genel Merkez’de demokrasi nöbetine başladık. Adalet Yürüyüşü ve Adalet Kurultayı gibi iki tarihi direnişten sonra, Adalet Nöbeti tutuluyordu. Çünkü hepimiz biliyorduk ki tek bir oya bile halel gelmesi seçiminin güvenliğini sorgulamaya açar ve seçim güvenliği demek de demokrasi demektir. Bunun zehri ise parti devlettir.

 

DEMOKRASİNİN ZEHRİ: PARTİ DEVLET VE SEÇİMİN SEÇİMİ

Uzun uzadıya teorik açıklamalara gerek yok. Çok net bir olgu vardır: Seçimlerde siyasi partiler yarışır, itiraz süreçlerini onların temsilcileri yürütür. Başka bir ifadeyle hukuk devletinde Yargı organları, Bakanlar, kolluk kuvvetleri sandıktan çıkan sonucun en sağlıklı biçimde açıklanması için çalışmakla sorumludur. AKP’nin itirazlarına dayanak oluşturmak için delil toplayamazlar. Peki, parti devlet olunca süreç nasıl işler?


YSK Başkanı, Ekrem İmamoğlu’nun önde olduğunu açıkladıktan sonra, 1 Nisan günü İçişleri ve Adalet Bakanı ile AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım toplantı yaptı. Ne hikmetse 2 Nisan günü Büyükçekmece’de ilginç gelişmeler yaşandı. YSK’nın 1782 no’lu kararından anlaşılacağı üzere, sandık kurullarında görev alan sandık kurulu başkanı, memur ve siyasi partili üyeler ile seçim gecesi torba teslim alan ve seçim sonuçlarını sisteme giriş yapan personel ile bu personelin görevlendirildikleri kurum bilgileri Bakırköy ve Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından istendi. Oysa bu kişilerin listesi de YSK’nın açıkladığı seçim takvimine göre, itiraza açık biçimde belirlenmişti. 3 Nisan günü ise Dolmabahçe Sarayı’nda AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bakanlar, Binali Yıldırım ve parti yöneticilerinin de olduğu bir toplantı gerçekleştirdiler. Ardından 4 Nisan’da ilginç bir gelişme daha oldu. YSK’nın 1860 sayılı kararında görüleceği üzere, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği tarafından 31 Mart 2019 tarihinde yapılan Mahalli İdareler Genel Seçimlerinde oy kullanmaya esas kesinleşmiş seçmen listelerinin CD ortamında (üzerinde sorgulama yapılabilir formatta) bir örneği istenildi. 2 ve 4 Nisan’da istenen tüm bilgilerin teslimine YSK tarafından karar verildiğini de vurgulayalım. Neden?

 

Tüm bunların nedeni açık biçimde ortada: Bir seçim yapıldı ve İstanbul’da Ekrem İmamoğlu seçimi kazandı. Bunun üzerine itirazlarla sayımın sayımı ve hatta seçimin seçimi gerçekleştirilirken, sonucun değişmeyeceği de açıkça görüldü. İşte 1 ve 3 Nisan’da yapılan toplantıların ve hemen sonralarında 2 ve 4 Nisan’da gerçekleştirilen girişimlerin amacı buydu. Bu açıkça seçim kurullarına ve YSK’ya baskı kurma anlamına gelmektedir. Bu baskı sadece 31 Mart seçimlerine değil, gelecekteki tüm seçimlere gölge düşürür. Seçime düşen gölge, demokrasiye de gölge düşürür. Zaten parti devletin inşası, demokrasiyle ters orantılıdır.

 

Yine YSK’nın kesinleşen seçmen listeleri üzerinden yapılan seçimin yenilenmesi itirazlarını daha önce reddettiğini not düşelim. Yani, İstanbul için Büyükçekmece özelinde bu kesinleşen seçmen listesi itirazlarına vereceği yanıtın, geçmiş kararlarının arkasında durup durmaması konusunda bir sınav olduğunu da belirtelim.

 

SONUÇ DEĞİŞMEYECEK

Kara deliklerin en önemli özelliği, çok güçlü çekim kuvvetleri olması ve bu nedenle yakın mesafede bulunan her şeyi yutmasıdır. İşte parti devleti de bir kara deliktir. Başta demokrasi ve onun unsurları olmak üzere, halk egemenliği, milli irade, adalet, sandık ve her şeyi yutar.  

Dünyada ilk kez bir kara delik fotoğrafı bekleniyorken, Türkiye’de de başka bir kara deliğin, parti devletinin fotoğrafı çekiliyordu. Bilinmeli ki ne olursa olsun, sonuç değişmeyecek. 16 milyon İstanbullunun ve dolayısıyla seçmenin iradesi kazanacak, Ekrem İmamoğlu anasının ak sütü gibi helal mazbatasını alacak. Çünkü, Adalet Tanrıçası Themis’in gözleri, adil olsun diye kapalıdır, adaletsizliğe göz yumması için değil.

https://www.birgun.net/haber-detay/turkiyedeki-kara-delik-parti-devlet.html



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   
101 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın