• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/pages/Memleket/128087563946334?fref=ts
  • https://twitter.com/cemal_oral
  

Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° 14° 7°

Türkiye Komünist Partisi(TKP) Çanakkale Belediye Başkan Adayı Reyhan Yıldırım’a soruyu soruyorum anında detaylı yanıtı alıyorum. Bir de soruyu yanlış sormaz mıyım? Vay başıma gelenler… Anında yanıt ve tebessüm…

 

Türkiye Komünist Partisi ‘Paranın Saltanatı Varsa Halkın TKP’si Var!’ sloganıyla 81 il ve 85 ilçede adaylar belirledi ve seçime gireceğini açıkladı. ‘Paranın Saltanatı Varsa Halkın TKP’si Var!’ sloganını etki alanı ve mesaj verilen kitle olarak açar mısınız?

 

Yoksul halkımız, bir uçuruma doğru sürükleniyor. 21. yy'da insanca yaşamanın gereği olan eğitim, sağlık, kültür gibi olanaklara sahip olmak bir yana, karnını doyurmak için dahi zorlanıyor, emekçi aileleri. Bu halk, güvencesiz emeğin 2-3 saatlik ücreti ile bir kilo biber bile alınamayan bir kabusun içinde yaşatılıyor. Bir günlük emek, bir kilo et elmaya yetmiyor. Emekçi ailelerine güçlü Türkiye için 3 çocuk yapılması vaaz edilirken insan aklıyla, insan onuruyla alay ediliyor.

 Emekçilerin ciddi bir kesimi kayıt dışı emek olarak çalışırken göz önünde, ama görünmez durumda. Bu, mevcut düzenin bilinçli bir tasarımıdır. Öte yandan şanslı olup da yıllar yılı kayıtlı olarak çalışmış emekçiler, işlerinden olduklarından kısa bir süre sonra sağlık güvencesinden yoksun kalıyorlar. Yine, insan aklıyla alay eder gibi, işsiz durumdayken cüzi bir miktar prim ödeyerek sağlık hizmetlerinden faydalanmaya devam edebilecekleri bildiriliyor kendilerine. Tabi her müdahale ve reçete için cüzi katkılarda bulunmak şartıyla.


Önümüzdeki yerel seçimlerin atıp tutan tüm liberal, milliyetçi ya da dinci adayları da bu durumların sürdürücüsü.

Türkiye Komünist Partisi, bu sloganla, birbirinin aynı düzen partilerinin samimiyetsiz, sahte, mantıksız, halk değil sermaye lehine beyin yıkayan söylemleriyle iknaya çalıştıkları halkın içinden ve halk olarak yükseliyor: “Paranın Saltanatı Varsa Halkın TKP’si Var!” Çünkü biz, insanın insanı sömürmediği bir düzenin mümkün olduğuna inanıyoruz. Halkı bastırma, sindirme, nesneleştirme çabalarını boşa çıkarmak üzere, boyun eğmeyenleri temsil ediyoruz. Örgütlü bir halk, direnen bir işçi sınıfı tüm oyunları bozar, biliyoruz.

 İşte size bir örnek; yaklaşık 300 gün boyunca dayanışma içinde olduğumuz Flormar işçileri! Kararlı direnişlerinin sonucunda taleplerini elde etmediler mi? İşte Ovacık! Bu düzende, baskı altında bile kar değil hizmet odaklı ‘Ovacık’ modeliyle halkçı belediyeciliğin mümkün olduğunu kanıtlamadık mı?

 Biz, düzenin işbirlikçi muhalefeti dahil her çeşit oyununa karşı mücadeleyi görev bildiğimiz için seçimlere giriyoruz. Halkın örgütlülüğünü güçlendirmek, umudunu yükseltmek, dil-din-ırk-cinsiyet herhangi bir ayrıma izin vermeksizin tüm ülkenin aydınlık, insanca bir yaşama kavuşması için oy istiyoruz. Belediyeleri halk adına denetleyelim; hırsızlığı, yolsuzluğu görünür kılalım; emekçi halkın talep ve çıkarlarını yerel yönetimlerde savunalım; başka bir ifadeyle meydanı yerel yönetimleri şirket gibi görenlere, sermayece beslenen, sermayecileri besleyenlere bırakmayalım diye aday oluyoruz.

 Öyleyse etki alanımız ve kitlemiz aynıdır: Türkiye! Halkçı, kamucu, aydınlanmacı, laik ve sosyalist, ilkeli tutumumuzu kararlılıkla sürdüreceğiz; işçiler, köylüler, aydınlar, tüm halk, TKP’nin aslında tek çareleri olduğunu söylediklerimize değil başardıklarımıza dayanarak karar verecek.

TKP’nin kadın aday sayısı diğer partilere oranla ne durumda?

TKP, 31 Mart yerel seçimlerine, pek çok kadın belediye başkanı adayıyla giriyor. Örneğin İzmir büyükşehir adayımız, Senem Doruk. Aynı şehirde Buca’da, Urla’da, Gaziemir’de ve Balçova’da da kadın belediye başkanı adaylarımız var. İstanbul büyükşehir adayımız Zehra Güner. Güner’e Ataşehir, Güngören, Kağıthane, Maltepe gibi İstanbul’un sürekli gelişen önemli ilçelerinde yine kadın belediye başkan adaylarımız eşlik ediyor. Ankara için de durum farksız. Büyükşehir Fatma Korur’a teslim.

 Asıl önemli olan şu ki, TKP’de örgütlenen kadınlar, görev üstlenmek bakımından yüksek özgüvene sahipler. Sayılarının on, yirmi, otuzdan çok fazla olması; komünist kadınların, siyasetteki temsiliyet sorunlarını yorumlamakla kalmayıp bu alanı sınıf kavgasının sahnesi kılarak, ülkenin kadın algısını dönüştürmeye girişmiş olduklarının kanıtıdır. Benzeri bir durumun diğer partilerde örneği var mı sizce?


 Medyada yeterince yer almadığınızdan şikayet ediyorsunuz. Sizce medya nasıl olmalı, kamusal alanda nasıl davranmalı?

 Bu konudaki temel sloganımız yıllardır değişmedi: Halka Yalan Söylemek Suçtur.

Halka gerçekleri söylememek ise en hafif ifadeyle gazetecilik değildir. Bugün gazetelerin saygınlığının kalmamasında, teknolojik gelişmeler ciddi bir etken olsa da, basının toplumsal işlevini yerine getirmemesinin rolü büyüktür. Artık kimse ana-akım basını dördüncü güç olarak görmüyor. Manipülasyon aracıdır. Birçok değerli meslek gibi gazetecilik de neoliberal dalga ile sermayeye tâbi kılınmıştır. Bu yüzden, 31 Mart yerel seçimlerinde, ticari ilişkileri korumaya ve geliştirmeye yönelik arzunun işaretlediği adayların medyada ezici bir sıklıkla görülmesi, halkın kasten yanıltılması anlamına gelir. Yaratılan algı, seçmen için kafa karıştırıcı; özgür, adil, eşitlikçi bir gelecek özleyenler için ise iç karartıcıdır.

Nasıl bir medya sorunuza gelince… Öncelikle gazetecilik yapan emekçileri yukarıda sözü edilen çarkın dışında düşünmek gerekiyor. Böylesi zamanlarda en büyük zorlukları onlar yaşıyorlar. Hemen hepsi güvencesiz koşullarda çalışıyor. Çoğu sendikalı olamıyor. İşten atılma veya istifaya zorlanma, hapse atılma kaygısıyla eleştirel habercilik yapamıyorlar. Medyanın kamusal alandaki ideal bulunuşunu ise şöyle tanımlamalı: Politik kutuplaşmanın görülmeyeceği sınıfsız bir toplumda, hepsi de örgütlü gazetecilerin ısmarlama olmayan çabasıyla, eleştirel ve adil bir yayıncılık faaliyeti gerçekleştirmeleridir. Biz, tam da bu yüzden, ‘bu düzen değişmeli’ diyoruz. Düzen değişene kadar da demeye devam edeceğiz.

Eğitim ve sağlık sistemine partinizin bakışı ve çözüm önerileriniz nedir?

 Devletin eğitim politikasının özünü sistemin siyasal açıdan devamlılığını sağlayacak anlayışın gençlere kazandırılması oluşturuyor. Devlet bunu çeşitli bileşenler üzerinden yapıyor. Örneğin eğitimin piyasalaşması; devletin kendini tasfiye ettiği alanlara, yine bizzat kendi eliyle, sözüm ona ayrıcalıklı hizmet sunan pahalı kurumlar doldurması anlamına geliyor. Özelleştirme anlamına geliyor.

 Bugünkü tabloda eğitim ve sınav sistemlerindeki ayarlamalar cahilliğin, cahillik ise gericiliğin yaygınlaştırılmasında araç. Bu araçlar, hep birlikte, emperyalistler için tüketim toplumu bireyleri yetiştirmeye yarıyor; gelecek vizyonu olmayan, ben merkezci, çevre duyarlılığı taşımayan, başarıyı tüketim kapasitesiyle ölçen… Dahası gençler, daha iyi bir yaşam için sistemle çatışmaya gerek bile görmüyor.

 Çanakkale bir öğrenci kenti. Durum buyken belediyelerin probleme müdahale edebileceği noktalar yok değil. Ancak dolaylı bir müdahaleden söz edebiliyoruz: Okulların atıklar, bakım, geri dönüşüm ve benzeri ihtiyaçlarının belediye tarafından karşılanması; ücretsiz belediye yurtları; mahalle kütüphaneleri ve gençlerin kendi semtlerinde ders çalışabilecekleri, sosyalleşebilecekleri ve yaratıcı faaliyetler gerçekleştirebilecekleri mekanlar; belediyece desteklenen spor karşılaşmaları; ücretsiz tiyatro, konser, sinema vb. sanatsal faaliyetler; bizzat belediyeye ait adil kullanıma sunulan etkinlik salonları; gençleri geleceğe hazırlayacak ücretsiz atölyeler ve seminerler; ücretsiz ulaşım ve ucuz beslenme uygulamaları; bizim gençlik üretim merkezleri dediğimiz, belediye yetki alanlarında üretime bizzat katılarak öz saygı kazanma fırsatı bulabilecekleri yarı zamanlı yasal çalışma ve dinlenme olanakları, ebeveyn okulları ve diğerleri…

 Gençliğin hayatına olumlu yönde dokunabildiğimiz ölçüde gençlerimizin politik ilgilerinin hızla yükseleceğini düşünüyoruz. Bugün ülkemizin yaşadığı sorunlar, başta gençler olmak üzere halk kesimlerinin apolitikleşmesinin sonucudur. Apolitik insan, içinde yaşadığı topluma ve yaşama yabancıdır. Belediyemizde başta gençler olmak üzere herkesin belediye idaresine ulaşımını, önerme, izleme, denetleme yoluyla yönetime katılımını temin edecek halk meclisleri anlayışını yerleştireceğimizden, bizzat onlardan gelen taleplerle, hizmet ağımızı daha da geliştirebiliriz, buna inanıyoruz.

Sağlık konusuna gelince… Kriz koşullarında sermayenin sağlık alanına müdahalesi çok daha görünür bir hal aldı. Bize göre sağlık hizmeti metalaşmaması gereken bir alandır. İnsanların, barınma, beslenme, iş sahibi olma gibi en doğal hakkıdır. Sağlığı kârlı bir sektör olarak ele almak bir yana, toplumcu anlayışta sağlık alanının kendisini finanse etmesini beklemek bile düşünülemez. Başka bir ifadeyle elde edilen toplumsal gelirin bir kısmı da sağlık hizmetlerine ayrılır; emekçinin sağlıklı kalabilmesi için her şeyden önce önleyici müdahaleler planlanır. Bunlar ücretsiz hizmetler olarak tasarlanır. En iyi örneği Küba’da yaşanmaktadır.

Belediyelerin bu anlamdaki müdahalesi de yasalarla tanımlıdır. Ancak doğru kaynak dağıtımı bugün verilemeyen birçok hizmeti mümkün kılar. Çevre sağlığı, beslenme ve barınmaya ilişkin hizmetlerin iyi işlemesinin birçok sağlık problemini oluşmadan önlediğini biliyoruz.


Oysa Çanakkale’de, hastanelerin taşınmasına koşut gelişen yeni yerleşim yerleri bile bir yaşam alanı olarak donatılmamış durumdadır. Yeşil alanlar, sağlıklı yaşam parkları, ulaşım, hatta kent pazarları yeni bölgeye doğru yaygınlaştırılmamıştır. Çoğunlukla sağlık personeli tarafından tercih edilen bölgenin psikososyal koşulları eksiklidir.

Kazdağları’nın, boğazların, verimli arazilerin, endemik floranın, yer altı sularının korunması için sürdürülen bir çaba var gibi görünse de, paranın izi sürülürse, mevcut belediyecilik anlayışının rant gelirinden hiç de vaz geçmediği anlaşılır. Termik santrallerin yok ettiği yerleşim yerlerine bakınız, Karabiga, Çan gibi. Orada bir gelecek gövermesini kimse bekleyemez. JES’lerin, altın madeni çıkarma faaliyetlerinin havaya karışan ağır metallerle insanları zehirleyip kanser ettiğinin, yer altı sularıyla genişleyen zararın verimli arazileri yok ettiğinin bilimsel kanıtlarına her isteyen ulaşabilir. Dolayısıyla halkı bilgilendirmek ve yaşam pahasına kazanmak için pazarlığa oturan tüm güç odaklarına karşı halkı örgütlemekte başı çekmek, bizzat belediyenin görevidir. Çanakkale armudunu, domatesi, soğanı, üzümü ve daha nicelerini düşünün. Bir yandan devletin tarım politikaları, bir yandan Karacaören gibi verimli alanların konutlaşmaya açılması, bir yandan köylünün gelecek görüsünün karaltılması yerel tüm değerlerin yitirilmesine yol açmaktadır. Belediyelerin aracıları kaldırmak, üreticiye ufuk açan fırsatlar sunmak bakımından gelişmemiş hevesi kent üretimini bitirdiği gibi, işsizliği de çoğaltmaktadır. Bu koşullarda insanlarda sağlık mı kalır. Tüm başlıklar için çözüm programları tasarladık.

Kentte yeşil alanlarımız kısıtlıdır. Kentsel dönüşüm bu yöndeki ihtiyacı daha da çoğaltacaktır. İl içinde ve çevresinde yapılan ağaç kesimlerine dur demenin yolu tarafları, amaçları, olanakları araştıran çalışma birimleri kurup hedefler belirlemekle mümkün olacaktır.

 Kent nüfusu yaşlıdır. Dönemsel olarak genç ortalama artar. Ama nihayetinde hastanelere ulaşım bir sorundur. Kentteki akıllı durakların yetersizliği, korunaksız durakların çokluğu, otobüs rotalarının kötü planlaması, ıskartaya çıkması gereken engelli ve yaşlılara, çocuklara uygun olmayan otobüslerin fazlalığı bir problemdir.

Yaşlı ve engelliler için, yeni doğum yapan anneler için refakat hizmetleri sağlanmalıdır. Bu amaçla kentteki meslek lisesi çıkışlı öğrencilere, yarı zamanlı ve sigortalı çalışabilecek gençlere, gücü kuvveti yerinde emekli sağlık personeline ekonomik koşulların dar boğazından ve umutsuzluktan kurtulmalarını sağlamak üzere istihdam olanağı yaratmak mümkündür.

Daha pek çok madde sayabiliriz, üzerinde çalıştığımız. Şunu vurgulamamız önemli: biz halkçı anlayışla çözüm geliştiririz. Sayılan çözümlerin kurumsallaştığı hiçbir çalışma birimi doğrudan kar amacına yönelemez. Kar ediliyorsa ki bazı alanlarda edilecektir, bu kar halka hizmet olarak geri döner ve önerdiğimiz gibi paranın izini sürenler paranın vardığı adresi açıkça görebilirler.

Ülkemizde ekonomik kriz ve partinizin ‘Aynı Gemide Değiliz’ sloganını halka nasıl anlatırsınız?

Sömürenle sömürülen nasıl aynı hatta saf tutabilir ki? Ayın sonunu nasıl getireceğini düşünenle har vurup harman savuran ne çeşit bir terazide dengeye kavuşur? Bir çırpıda zengin olmayı uman rant ehli ile onun elde edeceği kazanç pahasına sağlıklı doğasından ve sağlığından olan nasıl olur da aynı gemide gösterilebilir? Hangi gemi miço ile bir armatörü aynı havuzda yüzdürebilir? Bir maden ocağını özel hukuk hükümlerine dayanarak devralıp önlemleri savsakladığı için yüzlercesinin ölümüne sebep olan maden sahibiyle göçükte ölen o işçiyi aynı cennette tasvir etmek olsa olsa ‘kara’ mizah sayılır. Soyguncuyla soyulanı, yurtseverle ırkçıyı, din bezirganıyla saf duygularla seven halkı, bilimle safsatayı, uzayıp gider böyle, nasıl olur da aynı değerde eşitleriz?

Reel ücretler düştükçe düşüyor. İşsizlik tavan yapmış. Mutfak yanıyor. Eğitim sistemi çökmüş. En hayati ilaçlar bile temin edilemiyor. Tarım sektörü ölmüş. Kentler betona dönmüş. Üç beş kişi kazandıkça kazanıyor, milyonlar borç batağında. Gencecik insanlar intihar ediyor. Çaresizlik almış yürümüş. Hangi gemiymiş bu, batarsak birlikte batacağımız? Hırsızla, yolsuzluklarını proje diye yutturanlarla, kavramların içini önce boşaltıp sonra kendince dolduranlarla mı aynı gemide olacağız? Ve evet, kriz var. Çünkü Türkiye kapitalist bir ülke ve dahi kapitalizm krizle yaşar. Kaygı sendromuna kapılan halkın sağlıksız değerlendirmelerine oynar. Biz bu çabayı istikra ve gelişme olarak paketleyip sunanlarla aynı gemide olamayız. Hayır, ülkeyi bu duruma getirenlerle aynı gemide değiliz, asla olmayacağız. Biz halkız; üzerine yatırım yapılan değil, üzerinden yatırım yapılan.

Biraz da yerelden bakalım. Çanakkale’nin komünist bir kadın belediye başkan aday olarak sizce en önemli sorunu nedir?


Sanırım ‘komünist belediye başkan adayı’ demek istediniz. Siz de kabul edersiniz ki, diğer adaylardan, cinsiyetim değil, hayatı kavrayışım ve belediye başkanı olursam yürütmeye sokacağım çalışma anlayışım nedeniyle ayrışıyorum. Bununla birlikte kadın, emekçi kadın olarak, halkla daha geniş bir empati ağı oluşturacağıma da şüphe yok.

 Benim gördüğüm en önemli sorun, yerel yönetim algısında. Yerel yönetim faaliyetlerindeki başarının tanımında. Belediyelerin pazarlık masalarına oturanlarla aynı göbek bağını paylaşmasında.

Biz, özelleştirmeleri, taşeron kullanımını, dışa borçlanmayı, sermayeden nemalanmayı keserek yürüyeceğiz. Belediye belediyeliğini bilecek. Eldeki kaynaklar ve yetkiler, halkın faydasını en başa alarak halkçı bir bilgelikle kullanıldığında, şehirdeki yaşam kalitesi günden güne artacak. Halk, talep ve eleştirilerinin dikkate alındığını gördükçe söz hakkını daha inançla kullanacak; Çanakkaleli, şehri bayındırlaştırma çabamızla ortak’laşacak. Dayanışma ortamının inşasını tamamladığımızda ise, kaynaklarımızı somurmaya niyetli sermayenin hevesi kursağında kalacak.

Çanakkale’de şu sorun şöyle çözülür dediğiniz somut bir örnek var mı?

 Çanakkale, hızla göç alan bir kent ve tehlikeli bir dönüm noktasında. Yapı ihtiyacını karşılamak için uygulanan model, tüm Türkiye'de uygulanan modelin ehlileştirilmiş bir sürümü. Dikkat ederseniz yapılaşmaya açılan bölgeler, il sınırlarımızdaki en verimli tarım arazileri. Algı yöneten belediye, içtenlikten uzak bir söylemle, buraların ‘yaşam alanına’ dönüştürüldüğü söylüyor; oralarda mevcut, ‘yaşam’ı destekleyen ekolojik sistem pahasına. İşte Esenler, işte Karacaören ovası. Bizim ilk yapacağımız iş, dürüst bilim insanlarınca yapılan ve yapılacak şehircilik planlarını incelemek, şehrin doğasına uygun yerleşimin şekline hep birlikte karar vermek, uygulamayı bu yönde geliştirmek olacaktır.

Belediye yurtları açarak öğrencilerimizi kiracılık yükünden kurtarmak da kısa dönemde gerçekleştirebileceğimiz işler listemizde.

 Bir diğer acil müdahale örneğimiz, fahiş hale gelmiş olan taşıma ücretleri. Girişimcinin kâr etme güdüsü düşünülecek olursa şehir halkının temiz ve ekonomik ulaşım ihtiyacının taşeronlar aracılığıyla karşılanamayacağı hemen anlaşılır. Belediyenin ulaşım konusundaki rolünü göstermelik olmaktan çıkarmak da ilk ele alacağımız konular arasında. Bu kadar küçük bir şehirde ulaşım ücretlerinin dev metropollerin uzun hatlarındaki kadar pahalı olması kabul edilebilir bir şey mi?

Çanakkale seçmenine mesajınız nedir?

Kentimizin geldiği nokta, gerçek, dürüst, yani sosyalist bir siyasetin varlığına ihtiyaç gösteriyor. Lafebeliğine prim verilmediğinde şehirdeki sorunların doğallıkla ve kolaylıkla çözülebileceğine emin olun.

 

 Sizin TKP’niz var. Umudunuzu diri tutun. Diri tutmak için neye ihtiyacınız varsa konuşalım, sorunlarımıza bir de bizim gözümüzden bakın. Emekçilerden yana ilkeli tutumumuz bugünü kurtarmakla kalmaz, geleceğimizi de aydınlatır. Bütün bunları örgütlü bir mücadeleyle, dayanışarak yapabiliriz. Büromuzu ziyaret edin.

 





                                                                                              Röportaj: Cemal Oral
                                                                                               Çanakkale Memleket






 



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   
545 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın